28 Ocak 2014 Salı

Ömrüm bir gelincik sanki...
az kaldı biliyorum
solup gideceğim
toprak kokusunu içime çeke çeke
ertelediğim düşlerim varken hemde...
alacak kollarına nazlı gelinciğini ölüm denen kavalye....
belki farklı olabilirdi...
daha yürekli olabilseydim
rüzgarla dans edebilirdim o zaman...
içimde kalan sevdamı da kilitleyip yüreğime
mevsim sona ermeden....
gideceğim...

MelekSegah 

25 Ocak 2014 Cumartesi


Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar.”

Cemal Süreya
Hüzün baş duygumuzdu.
Yaz günleri sahici denizler, sahici kıyılar olurdu.
Ama bizim sığınağımız sonbahardı,
cam önleriydi sokağa bakan....

Edip Cansever
"Bugün kimse sana dokunmasa mesela.Öyle dursan.Kimse
”Neyin var ?”diye sormasa.
Çünkü insanın hiçbir şeyinin olmadığı günler de olur.
Hiçbir şey günleri.”

Ece Temelkuran
"Sen asla dün olmayan bir yaşanmamış an
Saçların rüzgarsa gözlerin nerede ? ”

Feridun Düzağaç - Adı Sevda 
"Bir ses sesini öpse
harflerin uykusuz kalır
Mırıldandığımız şeyler
kalmayınca aramızda
ağızda söz, gövdede ter,
bir aşk bunlarla biter
Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm.”

Haydar Ergülen / Senin Harflerin İçin
Sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim.
Nasıl olursan ol,var olduğunu bilmek bana yeter demiştim.”

Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken 
"Ucuz basit ve sıradan pazara çıkmış gibi sanki ipliğim
hayat beni unutsada,
sen unutma. ”

Feridun Düzağaç
Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır.
Bizim gibiler, başkalarının yaşantılarına kısa bir süre için girerler.
Uşak rolünde sahneye çıkarlar. Kötü bir yaşantı, fakat iyi bir oyun.”

Oğuz Atay

Nereye kadar kendinden kaçabilirsin?
Ya bir daha geri dönemezsen.

Cahit Zarifoğlu

varlığımın seni bu kadar üzeceğini
kabuk bağlayan yaralarını tekrar kanatacağını bilseydim
çıkmazdım saklandığım kabuğumdan dışarı.....
ben korkularıyla yaşayan bir kaplumbağayım...


Melek Segah
İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa, istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi mesulünü bulmuştum: Buna içimizdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok, içimizde acz var, tembellik var, iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var. 
 Sabahattin Ali

24 Ocak 2014 Cuma

Her kelime yalan
Her yürek vefasız
Can üzgün perişan can suskun kararsız
Çek git diyor şeytan git sessiz sedasız
Ve gittiğin zaman sanma ki ağlayıp sızlarlar ardından
Ben bu dünyadan dosttan düşmandan
Aldım payımı gidiyorum
Günahlarımla sevaplarımla
Aldım başımı gidiyorum
Git gide yüreğime ince bir sızı girse gizli bir ateş beni Yaksada gidiyorum
Ben bu hayattan aşktan sevdadan aldım payımı gidiyorum
Günahlarımla sevaplarımla aldım başımı gidiyorum
Her duygu yıpranmış her bakış anlamsız
Can bıkmış usanmış can çökmüş zamansız
Çek git diyor şeytan
Git sessiz sedasız
Ve gittiğin zaman
Sanmaki bir kal diyen çıkar ardından...

Çiğdem Talu-Melih Kibar
“Kolundaki yaralar efendim ? Tutunurken öyle oldu Olric
Ya Yüreğindeki yaralar... Efendim ? Tutulurken öyle oldu Olric..!
Peki ya gözlerindeki suskunluk ; Ne Efendim ?
Hiç dokunma..! Sus Olric!.”

Oğuz ATAY
Sana yağmurlu bir günde geleyim
parkta ıslanalım birlikte
gürültüler toprağın kokusunda erisin
kentin görüntüsü değişirken bulutlarla
duraksamadan parlayan gözlerin
ve ıslaklığınla sar beni
en koyu kızıllığında dudaklarının
kıralım demir parmaklı pencereleri
önlerine ortanca saksıları yerleştirelim
ağız dolusu sobe diyelim dudaklarımıza...
A.Kadir BİLGİN
Gittikçe duygusal olmaya başladım ruhumun elbisesi eskimeye başladı ondanmıdır bilmiyorum….
Bu sabah evden çıktığımda arkamı dönüp baktım babam yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana el salladı…
Önüme dönüp yürümeye başladığımda beynime bir sürü düşünce hücum etti gözlerime de yaşlar…
Annem ve babam hep arkamda, yanımda, yanıbaşımda olsunlar istiyorum… 
Birkez daha çok şanslı olduğumu söyledim kendime 
hayata ailem sayesinde 1-0 önde başladım şükrettim Allah'a bir kez daha….
Hayatın insanlara verilen büyük bir armağan olduğunu ve onu sevdikleriyle, sevenleriyle birlikte keyfini çıkararak her anın özel olduğunu hissederek yaşanması gerektiğini, olumlu yada olumsuz tüm yaşanılanların bizi biz yapan tecrübeler olduğunu Mevlana’nın deyimiyle “Hamdım Piştim” durumuna gelmek için gerekli basamaklar olduğunu söyledim ruhuma…
Ruhumla sohbet etmeyi çok seviyorum Şems-i Tebrizi'nin dediği gibi 
“Sana dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim, Bütün kulaklardan gizli, sırlardan bahsedeceğim, 
Bu sözleri sana herkesin içinde söyleyeceğim, 
Ama senden başka kimse duymayacak
Kimse anlamayacak”
Servisin gelmesiyle kendime geldim, camdan etrafı seyretmeye başladığımda 

fonda çalan müzik ta içime işledi Sezen AKSU söylüyordu

Bu şehirde buldum buğday ellerini
Bu şehirde sevdim badem dillerini
Senle unuttum bütün ezberlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden

Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir ne bekliyor kalır mıyım ölür müyüm?
Ne malum dünya gözüyle bir daha görür müyüm?

Tuhaf buluyorlar bu kaçak halimi
Seninle doldurdum yasak ihlalimi
Seninle kapattım aşk defterlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden

Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir ne bekliyor kalır mıyım ölür müyüm?
Ne malum dünya gözüyle bir daha görür müyüm?

Hissettiklerim anlatmam oldukça zor…

sandığın kapağı açıldı bir kere tüm yaşanmışlıklar saçıldı ortaya gözyaşlarım eşliğinde….
Yaşanmışlıklarımın hayatıma kattıklarını seviyorum…
Keşkelerimin olmayışı belkide bu yüzden bana sunulanı olduğu gibi kabul ediyorum…
Ey hayatıma girenler geride bıraktıklarım 

sizler benim alfabemi oluşturan harflerimsiniz 
iyi ki hayatıma girdiniz her şey için teşekkürler…..

Melek segah
Birine değer veriyorsun belki haddinden fazla değer veriyorsun adam bile şaşırıyor vay be ben neymişim diyor kendine.. nimet ya...hayatımda keşkelerim acabalarım olmadı ben değerliyim arkadaş o yuzden sana da değer verişim...Allah beni yarattığına göre bu dünyada var oluşumunda bir sebebi olmalı diye düşünüyorum hiç bir şey nedensiz değildir....Ben istediğim için hayatımdasın Allah'ın adamı.. gerçi hayatımdamısın o da tartışılır ya hele neyse...oooffff offff o kadar doluyum ki bir dağın başına çıkıp avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor Yeter ülennnnnnn tek tek gelin :)Kadir İnanır vari oldu biraz:) ya şuna inanıyorum Allah sen ne istersen onu veriyor belaysa bela...mevlaysa mevla...
senin sakin ve huzurlu bir hayatın var Allah'ın kadını daha ne istiyorsun yok ama illa aranıyorsun veriyor Allah da... iste ya kulum vereyim diyor veriyor da...
Şimdi evimde olsam bu arada işyerindeyim sakin bir müzik olsa Buika'dan El mundo iyi geliyor bana, birde çayım olsa, bak yine off çekesim geldi :)sonrada çay yanında kek niyetine biraz şiir okusam ...Baka kalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam....
Orhan Veli'den bir sakinlik geldi şimdiden ohhh be arkadaş :)kendime geldim yahu...tabi pazar pazar millet evde keyif yapıp da ben çalışınca böyle oluyor öğlene kadar kendime gelemiyorum ev hanımlara biz çalışanlara özeniyor biz de onlara...en kızdığım şey işden yorgun argın evime dönerken yolda bir tanıdığa rastlayıp da nasılsın iyimisin faslından sonra söylenilen çalış canım daha gençsin emekli olunca rahat edersin demeleri...Erol TAŞ bakışı atıyorum ülen hepinize emekliliği 
görebilecekmiyim bakalım da Allah bana o kadar ömür verdimi heh söyleyin bakalım...gelsin börekler gitsin çaylar sabah güzel güzel uyuyun siz evinizde ohhh sonrada çalış canım gençsin.....dikkat edin bankaların önünde 3 aylıklarını almaya gelen emeklilerin çoğu kadındır biraz kulak kabartın konuşulanlara Allah rahmet eylesin iyiydi bizimki öldü de bizde aylığını alıyoruz...erkekler mefta kadınlar aylık alıyor iyiydi rahmetli diyolar sonra :)hiç sevmezler ayaklarının altında dolaşan erkekleri kadın milleti...azıcık dışarı çıksan bey bir hava alsan sıkıldın iyice canım.... amaç adamı evden gönderip dip köşe temizlemek komşu Ayşe teyzeyle biraz laflamak hatta zavallı adamcağızı çekiştimek-- hiç sorma komşu bir evden çıkmıyorki iki lafın belini kıralım canım...
ya bizim zavallı emekli nereye gitsin hava sıcaksa parka otur otur seyret seyret nereye kadar eve gitse biliyor hatun onu minder gibi bir sağa bir sola iteleyecek dur canım orayı yeni temizledim kanalı değiştirme ben evlenme programına bakıcam amannn hemende geldin az gezinivereydin ya...el insaf adam tur rehberi gibi oldu ülen..İstanbul da gezmediği camii,türbe,medrese,park,mesire yeri kalmadı rahat verin ülen adama...zor bee erkek olmakda zor :)erkek olup emekli olmak daha da zor..üç kuruş emekli aylığıyla geçinmek zorunda kaldığına mı yanasın hatunun seni evde istemediği için küçük didişmelere mi yanarsın,gidecek yerin yok ona mı yanasın....
amma da çenem düştü bugün nerden nereye geldim adamlar haklı galiba biz kadın milletinin çenesi de bazen çekilmez oluyor arkadaş:) yeter ülennn sesleri duyuyor gibi oldum :)tamam be sustum...

Meleksegah/Pazar günü çala kalem yazdıklarım :)
Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?

Ahmet Erhan
"Bakakaldım peşinden.
Ne gözümü alabildim ne göze alabildim."

Can Dündar

 

“bir iş yaparken arkada çalsın diye açılan şarkılar gibisin.
gidişin, sonu gelmez bir susku.”

Burak Aksak
Ben seni beklerim
İnan bana...
Sonsuzla beraber otururuz karşı kaldırımda
Arabalar geçer gider, güneş doğar batar
Ben, yine seni beklerim.

Arada bir içim sıkılır
Kırılırım sana, bana hiç bakmamana
Gülmene, ama sadece dudaklarınla
Gelmene, ama başkalarına
Sevmene, ama herkesten fazla değil
Ben seni, bu umarsız halinle beklerim.

Uzatırım ellerimi zamanlı zamansız
Kalır havada...
Ne yapacağımı bilemem, kaybetme korkusuyla
Bir laf atarım ortaya ve gülerim kahkahalarla
Yalandan da olsa
Ben seni, çaresiz kapılarda beklerim.

Ruhum titrer, üşürüm mavi akşamlarda
Çok üşürüm
Sarılmak isterim, doygun sevdana
Sığınmak isterim, kalbinin az köşesine de olsa
Yetinmek isterim, yetmeyeceğini bile bile
Ben seni, bencilce beklerim.

Yıldızsız gökyüzünde ay oluveririm
Pencereden izlerim, acırım kendime
Ben senden, ben herkesten uzağımdır artık
Olsun... Zaten,
Ben seni, uzakta beklerim.

Beyaz bir karanfile bürünür bazen sevgin
Her kıvrımı bir yürek atışı
Vurgun güzelliğinden sonra
Bırak koparmayı, dokunamam bile
Dokununca kan damlar,
Kıyamam
Ben seni, koklamadan beklerim.

Ben seni beklerim...
....
Kaç zaman sonra,
Hangi sonsuzluk uçurumunda
Bilemem ama...
Ben yine seni,
Ben hep seni,...
....
Beklerim...

Aslıhan Tunca
Meral Okay, "Ben derdim ki, 'Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!..' diye. Meğer acelesi varmış..." diye seslendiği eşine kavuştu.


İşte Okay'ın, Yaman Okay'la yaşadığı aşkı ve aşk hakkındaki düşüncelerini anlattığı yazısı...

"Yaman benim eski arkadaşımdı... O, Ankara Sanat Tiyatrosu'nda oyuncuydu, ben de Ankara'da yaşayan bir öğrenciydim.

O zamanların Ankara'sı, herkesin birbirini tanıdığı ve belirli yerlerde toplandığı bir yerdi. 70'li yıllardı ve kültür tüketicileri birbirlerini bir şekilde sıkça görürlerdi.

Bizim müşterek arkadaşlarımız vardı, bunların başında Rutkay Aziz gelir. Rutkay'la siyaseten de bir aradaydım, Türkiye İşçi Partili'ydim ben.

O yılların derli toplu Ankara'sında sık sık görüşme şansımız olurdu. Yaman'la tanışmamız o yıllardır; fakat aşık olmamız daha sonraya rastlar.

O sinemaya 'Sürü' filmi ile geçince İstanbul'a gelmişti, ben de daha sonra İstanbul'a geldim. O eski bir Ankaralı olarak bana sahip çıkmaya kalktı; Ankaralıların böyle bir derdi de vardır.

Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman'ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir.

Ben Ankara'dan örselenmiş ve kırılmış bir kalple gelmiştim. Yaman çok tutkulu ve sabırlı bir adamdı, bir de baktım kalp ağrımdan eser kalmamış. Yani taş düşmüştü ama adını koymamız için bir mevsim geçmesi gerekti.

Yaman, o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben Yaman'ı hep bir lunaparka benzetirim. Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi.

Üstelik ben bir Ankaralı olduğum, üstüne üstlük bir subay kızı olduğum için, bir yanımla derli toplu, diğer yanımla despot falan bir kızdım. Yaman bir gün bana, benim taklidimi yaptı; her şeyi net olarak alt alta sıralamamı, emir kipiyle konuşmamı, 'canımın içi' derken bile bazen tonlamamdan dolayı 'Hadi canım!' anlamı çıkabileceğini falan gördüm.

Bu, bir oyuncuyla birlikte olmanın hem avantajı, hem dezavantajıydı. Bunu Yaman'ın aynasında görünce, 'Aaa çok fena bir şeymişim!' dedim. Ee bu aynayı tutan eğer pırıltılı ve doğru bir adamsa, dönüştürücü de oluyor. 'Benimle o garnizon sesiyle konuşma' derdi.

Yaman, çok renkli ve heyecanlı bir adamdı. Ben derdim ki; 'Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!' diye. Meğer acelesi varmış... Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve çoşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu.

Her şeyi hızlı yaşardı, hızlı yemek yerdi, hızlı içki içerdi, bir proje söz konusu olduğunda hızına yetişemezdiniz. Bir gece arkadaşlarla yemekteyken sabah kahvaltısını Bodrum Türkbükü'ndeki evimizde yapmaya karar vermesiyle kendimizi yollarda bulmamız bir olurdu. Bazen düşününce dehşete kapılıyorum, demek ki acelesi varmış diyorum. Kısa bir ömre, birkaç kişilik bir hayat sığdırdı.

Bizim Yaman'la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı. O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım. Belki de tek sürtüşmemiz onu kıranlara karşı olan tutumumdan olmuştur.

Ben köşeleri çok olan bir insandım; Yaman beni eğitti. O hüzünleri ironik bir neşeye çevirebilme ustasıydı. Bu yönüyle de bakınca gam kasavetten çok çabuk çıkabilirdik.

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.

Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep.

Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir.

Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz... Ben Yaman'la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız.

Hastalığının son bir ayında, ki hastalığın çıkmasıyla kaybetmemiz 1.5 ay sürdü. Tıp hastalığının süratine yetişemedi. Hep şunu düşündüm; hayata, sanatına ve bize dair bir sürü düşüncesi, projesi vardı ve hepsi sanki hızla arka arkaya gerçekleşmeye başlamıştı. Neden şimdi, neden bu adam, diye çok düşündüm. Orada bile hızlıydı.

Komaya girene kadar Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu ile birlikte senaryo çalıştılar. Onlar her gün geldiler ve bu oyunun gönüllü yoldaşı oldular. Sonra o film çekildi; Yeşim'in ilk uzun metraj filmidir "İz" filmi ve Yaman'a adadılar.

Yaman'ın rolünü Aytaç Arman oynamıştı. Bunlardan bahsetmişken o sürecin acısını hafifleten bir yığın katıksız dostluklar yaşadık. Gerçi o sürecin acısı hafiflemiyor. Ben de harlı ateş şeklinde yanma hâli tam 10 yıl sürdü. Asmalı Konak'ın son dört bölümünü yazarken o acıyla yeniden yüzleştim ve ancak o zaman birazcık küllendi diyelim.

Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın.

Yaman'la her günümüz Sevgililer Günü'ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz'ı turlardık.

Sezen'i anmamak olmaz: Sezen, Yaman'ın çok yakın arkadaşıydı. Ben Yaman'dan dolayı tanıdım. Sezen, insanın hayatına çok hafif dahil olur. Sızar ve siz bunu anlamazsınız.

O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman'dan sonra işlerimin önemli bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı.

Birlikte yazdığımız ilk şarkı; 'Masum Değiliz'. 'Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna' diye...

Yaman'dan iki ay sonra yazdık. Daha sonra bu ısrar otuz küsur şarkı sözü üretti. O dönem Sezen bana sadece 3-5 saat uyumaya yetecek kadar boşluk bırakıyordu. Stüdyolar, kayıtlar, konserler vb. çok yoğun bir rehabilitasyon oldu benim için. Sezen'in o toplumsal düzeydeki rehabiliterliği benim için özel bir muamele seçkinliğinde oldu. O benim kardeşimdir, canımdır.

Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz.

Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz.

Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde.

Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk.

Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara.

Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir.

Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, 'Aşk bir kör atlayıştır.'

İnsanların birbirleri için 'sağlama' yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, 'Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım' mesajını, ben şu cümleyle alıyorum.

- Babam ve Oğlum'u gördün mü?

- Hee gördüm

- Ağladın mı?

- Sana ne?

Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki.

Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım.

Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı..."

Meral OKAY/Aşk bir sızma halidir.

22 Ocak 2014 Çarşamba

İşaretli Yerlerden Seviniz -Güven Akgün

Ben. Dünyanın her güzelliğine bir parça kalbini bırakmış kadın. Her yansımada kendinden bir şeyler bulan seyyah. Doğduğunda var olan kanatlarını düşürüp kalbine takmış bir cerrah. Doğrudur doğduğumuzda her birimizin kanatlı olduğu. Doğarken bir melek gibi doğup yaşarken kirlettiğimiz yanlarımızla gömülürken yarı şeytan olduğumuz. Bu yüzden masumdur anneler. Bu yüzden günahsızdır bebekler.

Ben. Dünyanın her güzelliğine çekinmeden kalbini bırakmış kadın. Bazen beyaz bir mektuba, bazen porselen bir fincana, bazen kumral bir kediye ayırmışım kalbimden bir parça. Dur! demiş bir alim sevgi bencildir. Karşılıksız sevmek sadece annelere vergidir. Çocuğun mu ki senin hayat? Suyu bitmez, güneşi batmaz, yaprağı dökmez kılan ne? Hem nedir gözlerindeki bitmeyen pırıltı… İnsansan “insan” gibi davran. Ayır kendini ağaçtan ve kuştan.

Ben, insandan daha çok seversem bir martıyı – ki bir martı bazen daha çok sevilir insandan… Daha fazla güvenirsem insan yerine ağaca, âşık olursam yarası mahrem masif bir konsola, bu sevginin bencil olmadığı bir dünya düşümdendir. Öyleyse beni insan yapmıyorsa tutkum, dilimi kesip bir bahçeye dikilmeye gönüllüyüm. Ve dedim ki o âlime; insanı eşyadan ayıran düşlerse, âlimi zalimden ayıran da bir harftir.

Ben. Dünyanın her güzelliğine kalbini savurmuş kalpsiz kadın. Geri istemiyorum kimseden kalbimin parçalarını. Bir şiire söz olurken ya da bir zarfa pul olduysa kalbim, ölümsüzlük de değildi beklentim. Her bebek cennetin çocuğudur doğduğunda. Ve anneler yorulur bir gün korumak için gerili kanatlarla dolaştığında.

Ben. Dünyanın her güzelliğine kalbini vermiş kadın. Kopan kanatlarla uçamazsın. Bacağı kırık atla koşamazsın. Bozulan bahçede çıkıp oynayamazsın. Oysa ne çok isterdim bir göl kenarında su kadar saf, gökyüzü gibi geniş, dağ kadar yüce bir ağaçla dans edebilmek bir Cohen şarkısında

Ben dünyanın her güzelliğine kalbini vermiş kadın. Boşaltınca göğüs kafesimi tüy kadar hafif kalmışım...

Akide Ufuk Türkelli
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum...
Ümit Yaşar OĞUZCAN


21 Ocak 2014 Salı

Şimdi bütün anmalar bir susmanın içinde..
Şimdi bütün susmalar bir odanın içinde..
Anlatmaya bir sözcük, bir bakış arıyorlar,
Önce sakladıkları, bir adamın içinde.
Özdemir Asaf

16 Ocak 2014 Perşembe

“Sokağa çıkma yasağı da ilan edilebilir,
Malum ayrılıklar ardından,
Gidene denk gelmemek için yol üstü tesadüflerinde..”

Emre Gökçe
“Silmeye alışkın insanlardık.
Önce gözyaşlarımızı sildik.
Sonra birbirimizi.”

İlhan Berk

10 Ocak 2014 Cuma

”bir yanı var
ömrümüzün
belki bir gün gülecek.”

Behçet Aysan

Nereye kadar kendinden kaçabilirsin?
Ya bir daha geri dönemezsen.

Cahit Zarifoğlu
"Tüm arzularımı yaşadım ben
Hayallerime de soğudum artık
Sadece acılarım kaldı içimde…”

Aleksandr Puşkin

”Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.”Hay ben böyle aşkın ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü,aşk da senin ıstırap da.Ondan sonrası aynada kendi yüzün,yatakta kendi kokun,evin içinde şikayet bile edemeyeceğin,kendi dağınıklığın.”
Mahir Ünsal Eriş

Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz. Elbet yüreğim sızlar. Gene de -sözünü edebildiğime göre- o kadar zor gelmedi anlaşılan. Çok bilmiş bir köstebek gibi yeni yollar açarım gerekirse, ne yapalım!

Franz Kafka / Milena’ya Mektuplar

bırakmak bırakılmak demeyelim
durmadan yer değiştiriyor anlamlar da 
ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
sanki kış aylarında bir uçurumda.

Edip Cansever

”Kimi insanların başkalarıyla arası bozuktur, kendileriyle arası bozuktur, yaşamla arası bozuktur. Bu kişiler tiyatro oynar ve oynadıkları oyunun metnini, yoksun bırakıldıkları şeye göre yazar.”

Paulo Coelho, Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım.
"Aşık,yüz bulamayan adamdır."
Ahmet Haşim
”Ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım.”
Özdemir Asaf
aklımı anlat gönlümü kazandır 
benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım 
üstüme beni koy bir de 
gözle dayana bilecek miyim 
yoksa hemen bir kez daha bütünle bende beni 
özümü kullan 
çünkü aşktır.

Cahit Zarifoğlu
”Noktayı koyduktan sonra ardımda iyi kötü bir anlam bırakmak istiyorum. Artık bunun bir anlamı kalmadığını düşünsem bile böyle yapıyorum. Lanet olsun, öyle alıştım çünkü, nasıl başlarsa öyle gider.”
Emrah Serbes
Hani içinde hayatı bir cümlede özetleyen bir kelime olsa,bütün iyi kötü duyguları barındıran.Tuvalette ağlamayı,bir rüyayı sevmeyi,umut etmeyi,çalıntı hayalleri,masa başında sızmayı üç kelime yeterli ;
”ben seni çok sevdim”
Cem Adrian / Ben Seni Çok Sevdim
Gözlerin, yağmur gözlerin... 
Katil, dikenli tel, karabasan gözlerin... 
Ürkek, ağlamaklı ve kaçak gözlerin... 
Bana yasak gözlerin... 
Büyülü, giz dolu gözlerin... 
Buğulu gözlerin; düşgücüm, özgürlüğüm... 
Gözlerin ölümüm ve gözlerin için adam öldürürüm! 
Gözlerin olmasa her gece üşürüm. 
Toprak mı renk verdi gözlerine, yoksa yosun mu diye sormak çok anlamsız. 
Çünkü toprak da yosun da hırsız! 
Osman Ziya SAYHAN