22 Ocak 2014 Çarşamba

Ben. Dünyanın her güzelliğine bir parça kalbini bırakmış kadın. Her yansımada kendinden bir şeyler bulan seyyah. Doğduğunda var olan kanatlarını düşürüp kalbine takmış bir cerrah. Doğrudur doğduğumuzda her birimizin kanatlı olduğu. Doğarken bir melek gibi doğup yaşarken kirlettiğimiz yanlarımızla gömülürken yarı şeytan olduğumuz. Bu yüzden masumdur anneler. Bu yüzden günahsızdır bebekler.

Ben. Dünyanın her güzelliğine çekinmeden kalbini bırakmış kadın. Bazen beyaz bir mektuba, bazen porselen bir fincana, bazen kumral bir kediye ayırmışım kalbimden bir parça. Dur! demiş bir alim sevgi bencildir. Karşılıksız sevmek sadece annelere vergidir. Çocuğun mu ki senin hayat? Suyu bitmez, güneşi batmaz, yaprağı dökmez kılan ne? Hem nedir gözlerindeki bitmeyen pırıltı… İnsansan “insan” gibi davran. Ayır kendini ağaçtan ve kuştan.

Ben, insandan daha çok seversem bir martıyı – ki bir martı bazen daha çok sevilir insandan… Daha fazla güvenirsem insan yerine ağaca, âşık olursam yarası mahrem masif bir konsola, bu sevginin bencil olmadığı bir dünya düşümdendir. Öyleyse beni insan yapmıyorsa tutkum, dilimi kesip bir bahçeye dikilmeye gönüllüyüm. Ve dedim ki o âlime; insanı eşyadan ayıran düşlerse, âlimi zalimden ayıran da bir harftir.

Ben. Dünyanın her güzelliğine kalbini savurmuş kalpsiz kadın. Geri istemiyorum kimseden kalbimin parçalarını. Bir şiire söz olurken ya da bir zarfa pul olduysa kalbim, ölümsüzlük de değildi beklentim. Her bebek cennetin çocuğudur doğduğunda. Ve anneler yorulur bir gün korumak için gerili kanatlarla dolaştığında.

Ben. Dünyanın her güzelliğine kalbini vermiş kadın. Kopan kanatlarla uçamazsın. Bacağı kırık atla koşamazsın. Bozulan bahçede çıkıp oynayamazsın. Oysa ne çok isterdim bir göl kenarında su kadar saf, gökyüzü gibi geniş, dağ kadar yüce bir ağaçla dans edebilmek bir Cohen şarkısında

Ben dünyanın her güzelliğine kalbini vermiş kadın. Boşaltınca göğüs kafesimi tüy kadar hafif kalmışım...

Akide Ufuk Türkelli

Hiç yorum yok: